Ziyaretçi İstatistiği

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün37
mod_vvisit_counterDün63
mod_vvisit_counterBu hafta234
mod_vvisit_counterBu ay1525
mod_vvisit_counterToplam7944

Language

Dutch English French German Italian Portuguese Russian Spanish

ALEXA

Duyurular

İletişim Araştırmaları Derneği

MEDYADA CİNSİYETÇİLİĞE SON! PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 22 Eylül 2008 22:24

MEDYADA CİNSİYETÇİLİĞE SON!

Cinsiyetçi Olmayan Bir Medya İçin: MEDİZ “Medyada Kadınların Temsil Biçimleri” Araştırması Hakkında

Aydın ÇAM; Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Lisans Öğrencisi 22 Eylül 2008

Kadınların Medya İzleme Grubu: Kadınların Medya İzleme Grubu (diğer bir değişle MEDİZ Çalışma Grubu) 2006 yılında “Medyada Kadınların İnsan Hakları İhlallerine Son!” başlıklı basın açıklamasıyla kuruluşunu duyurur. Açıklamada kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri sonucu yaşadığı her türlü şiddet ve ayrımcılığın sadece kadınların değil, toplumun bir sorunu olduğuna dolayısıyla medya kuruluşları ve medya mensuplarının da kadınlara yönelik insan haklarına toplumsal bir sorun olarak yaklaşması ve bu bağlamda da kadınlara yönelik ihlallerin engellenmesi için sorumluluk alması gerektiğine dikkat çekilir. Ne var ki medyanın, bu ihlallerin engellenmesi için sorumluluk alması bir yana bu hakları sürekli ihlal ettiği görülmektedir. Medya bu ihlalleri çeşitli biçimlerde gerçekleştirmektedir:

 

 

1. Kullandığı, söylendiği gibi ‘tarafsız’ olmayan, cinsiyetçi haber/sunum dili ile,2. Özel hayatı teşhir ederek, özel hayatın dokunulmazlığını ihlal ederek ve kadınların özgürlük alanını kısıtlayarak,3. Tecavüz gibi suçların muhataplarını cinsiyetçi yargılar eşliğinde kendi kurduğu sanık sandalyesine çıkararak, suça maruz kalanın ‘ahlakını’ sorgulamaya kalkışarak, yani suçluyu ya da suçu değil daha çok suça maruz kalan kadını cinsiyetçi önyargılarla yargılamaya kalkışarak,4. Kadınlara yönelik suçları magazinleştirerek ve bu suçları pornografik röntgenciliği besleyecek şekilde reyting/izlenirlik malzemesine dönüştürerek,5. Kadına yönelik şiddet ve cinsiyetçilik söz konusu olduğunda kendi iç denetim/disiplin mekanizmalarını hemen hiç işletmeyerek,6. Kadına yönelik konuları işlerken, kendi alanında yıllardır mücadele veren, önemli bir bilgi ve deneyim birikimine sahip kadın örgütlerini muhatap almayarak, görüşlerine başvurmayarak, vb…[1]Ayrıca açıklamada, medyada artan teşhir, magazinleştirme, cinsiyetçi önyargıları yineleme ve pornografi üretimiyle tüm kadınların bedensel, zihinsel ve duygusal bütünlüğüne zarar verildiği; kadınların insan haklarını ihlal ettiği gibi, kadınlara yönelik suçların artmasında da etken olduğu da vurgulanmıştır. Medyada gerçekleşen bu ihlalleri kamuoyuyla paylaşmak, bu ihlalleri önlemek ve sonlandırmak üzere çeşitli kadınlar ve kadın kurumlarının bir araya gelmesiyle oluşturulan Medya İzleme Grubu; tüm medya mensupları ve ilgili tüm birimleri bu ihlalleri işlememek ve sürdürmemekte duyarlı ve sorumlu olmaya davet ederken, takipçisi ve müdahili olacaklarını da belirtir. “Medyada Cinsiyetçiliğe Son!” Kampanyası: MEDİZ, bu bağlamda, 2007 yılı Kasım ayında bir dizi faaliyete girişir. Etkin bir medya kampanyası, medya izleme çalışması, uluslararası konferans ve konferans kitabının basım ve dağıtımını gerçekleştirecek olan kampanya 15 Kasım’da başlayacak ve dokuz ay sürecektir. Kampanya kapsamı ise şöyle belirlenmiştir: 1. İki haftalık, medyada kadınların insan hakları ihlallerini izlenecek ve bir çalışma/rapor hazırlanacaktır. 2. Medyanın ve kamuoyunun kadınların insan hakları ve medyada yapılan hak ihlalleri konusunda duyarlılığını artırmak üzere iki ay sürecek, etkin bir medya kampanyası yürütülecek, bunun için konuyla ilgili gazete ilanları, TV ve radyo spotları hazırlanacak, broşür, kart ve afişler basılacaktır. Kamuoyunun katılımını, duyarlılığını artırmak üzere forumlara açık bir web sayfası hazırlanacaktır. 3. İstanbul’da medya yöneticileri ve çalışanları, iletişim fakülteleri akademisyen ve öğrencileri, medya üzerine çalışan akademisyenler, dünyadan medya izleme grupları, kadın gazeteciler ve kadın örgütlerinin bir araya gelmesini sağlamak üzere iki günlük bir konferans düzenlenecek. Türkiye’de ve yurtdışında medyada ve alternatif medyada kadının insan hakları, medya izleme gruplarının çalışmaları, kadın örgütlerinin etkinliği konularında bilgi ve deneyim aktarımı sağlanacaktır. (Bu konferans 3-4 Mayıs 2008 tarihinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde yapılmıştır.)4. Medya izleme raporu ve konferans içeriği Türkçe ve İngilizce olarak kitaplaştırılacak ve tüm ulusal, yerel, uluslararası basına, iletişim fakültelerine, ilgili kurumlara dağıtılacaktır. İşte,  “kadınların ayrımcılığa uğramadığı bir medya için” kurulan Kadınların Medya İzleme Grubu, ağırlıklı olarak Nisan 2008’ten bu yana sürdürdüğü kampanya kapsamında hazırlanan bir kitabı Eylül 2008’de yayınlar. Kitap özellikle, kadının haber, program, reklâm ya da dizilerde temsil biçimleri; çalışan ya da yönetici olarak medyada temsili; okur, izleyici, dinleyici olarak hakları ve kadın medyasının sorunları konularına odaklanmaktadır.
Erkeklerin Medyası: Kitapta yer alan  “Kadının Medyada Temsil Biçimleri” araştırması, medyanın, erkeklerin egemenliğinde olduğunu göstermektedir. Haber, manşet ve içerikler yapılırken kadınlar, bireysel varlığı olmayan eş-anne, magazin malzemesi, konu mankeni, cinsel nesne olarak kurgulanmakta ya da tamamen yok sayılmaktadır. Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver ve ekibinin Türkiye’de on gazete, beş radyo, beş internet sitesi ve beş televizyonu iki hafta boyunca izleyerek yürüttüğü araştırmanın sonuçlarına göre, gazetelerin baş sayfalarındaki haberlerin sadece yüzde 21’inde kadınlar yer almaktadır ve kadınlara ilişkin haberlerin yüzde 52’si “yaşam-magazin” alanındadır. Haber kaynaklarının sadece yüzde 18’i, kadın köşe yazarlarınınsa ancak yüzde 12’si kadınlardan oluşmaktadır. Televizyon kanallarında siyasi tartışma programı yapanlar arasında hiç kadın yoktur, konuklar arasında ise ancak “Türban/Başörtüsü Sorunu” gibi konular işlendiği zaman kadın katılımcılara ağırlık verilmektedir. Ana haber bültenleri yönetim kadrolarının sadece yüzde 16’sı kadındır. Televizyon ana haber bültenleri yorumcuları arasında kadın yoktur, dış seslerin sadece yüzde 25’i kadındır.[2] Özellikle feminist kuramcıların altını çizdiği üzere, filmlerde kullanılan dış sesler, özellikleri gereği, bilgiyi aktaran, açıklamayı yapan mercii temsil ettiklerinden önemlidir.[3] Bu bağlamda dış sesin ya da anlatıcının tarafsız, yol gösterici ya da sadece güvenilir bir aktarıcı olduğu durumlarda, ya da dış ses “Tanrı’nın Sesi” olduğunda kadın sesinin tercih edildiği hemen hemen hiç görülmez.   
Gazetelerde de durum farklı değildir. Hürriyet, Posta ve Sabah gibi görsel malzemeye ağırlık veren gazetelerde kadınların ilk sayfalarda yer bulma oranı artarken diğer gazetelerde yüzde 10’lar seviyesindedir. Kadınların en az temsil edildiği gazetenin Zaman olması şaşırtıcı değildir ancak, oran biraz daha da yüksek olsa, Cumhuriyet gazetesi gibi “ciddi” bir gazetenin de kadınlara en az yer veren gazete olması “ciddi gazetecilik” ifadelerinden birisinin de kadını yok saymak olması açısından iyi bir göstergedir.[4]
Kadınlar Çerçevenin Dışında: Medya içerikleri üzerine yapılan araştırmalar göstermektedir ki, medyada kadınlar öncelikle “ev kadını” olarak temsil edilir. Ev dışında çalışan kadınlarsa genellikle “kadın meslekleri” olarak adlandırılan mesleklere sahip kadınlar olmaktadır.
Araştırmalar, kadınların medyada anne/eş gibi geleneksel roller içinde cinsiyetsizleştirilerek; aldatılan, terk edilen, tecavüze uğrayan, namus adına öldürülen veya intihar eden kurban rolüyle şiddet eylemlerinin hedefi olarak ya da bedenleri, cinsellikleri ile bir arzu nesnesine dönüştürülerek sunulduğunu gösterir. Medya eğlence programları da kadınların konumlarına ve sahip oldukları seçeneklere ilişkin olumsuz yargıları güçlendirmektedir. Bu tür programlar hemen her zaman kadınları başarısız, amaçsız, iradesiz varlıklar olarak betimliyor. Kadınlara kurtuluş yolu olarak “evlilik” gösterilir ve “iyi” kadın “güzel, mutlu ev kadını” ve “iyi anne” olarak resmedilmektedir. Geleneksel habercilik anlayışında kadınlar haberin odağına yerleştirilmez: Siyaset, ekonomi, spor, uluslararası politika gibi “erkeklere ait” sayılan alanlarda kadınlar yok sayılırken kadın haberleri bir “yan alan” olarak görülür; özellikle kadınları ilgilendireceği varsayılan haber konuları dışında bütün alanlar erkeklerin hâkimiyetindedir.
Medyadaki Kadın Temsillerinin Etkileri: Doç. Dr. Hale Bolak Boratav da kitapta medyadaki kadın temsillerinin etkilerini ele almaktadır. Boratav, medyada sıklıkla yer alan kadın ve erkeklik imgelerinin hem toplumsal cinsiyeti nasıl kurguladığımızı hem de bireyler olarak kendimizi nasıl algıladığımız etkilediğine dikkat çeker. Boratav’a göre, kadın ve erkeklerin “kalıp yargılar” ile temsil edilmelerinin etkilerinden birisi, bu temsil biçiminin cinsiyetlerarası farklılıkların çok olduğu yanılsamasını pekiştirmesidir. Boratav’ın değindiği bir başka konu da, “reklâmlardaki cinsiyetçi imgeler”. Boratav öncelikle görsel medyanın önyargıların pekişmesindeki etkisine vurgu yapmakta ve şöyle denmektedir: “Kadınların “photoshop'lanmış” ve gerçek hayatta doğal olarak erişilmesi mümkün olmayan yüz ve bedenleri ile sergilenmeleri, hem erkeğin kadına bakışını çarpıtıyor hem de bunlara uymayan kadınların kendilerini nasıl algıladığını etkiliyor.”
Yerli Televizyon Dizilerinde Kadının Temsili: Genel Söylem Özellikleri
Medyada Kadınların Temsil Biçimleri Araştırması kapsamında incelenen dizilerde şu ortak söylem özellikleri belirlenmiştir:
1. " Aile odaklılık (çoğu zaman ‘geniş aile’) 2.  Mutlak evlilik: Görece özgürlükçü dizilerde bile, evli olmayan çiftlerin ilişkisi uzun süre hoş görülmemekte; bir biçimde evlilikle sonlanmaktadır. 3. Anneliğin kutsanması: Kimi zaman en dramatik olay örgüsünün oluşturulmasında bile anneliğin altının çizilmesi (‘Binbir Gece’ adlı dizi); ayrıca incelenen ‘OKS Anneleri’ adlı dizi, adından başlayarak, deyim yerindeyse anneliği ‘meslekleştirme’ açısından en belirgin metinlerden biridir. 4.  Çocuk fetişizmi: İçinde çocuk olmayan yerli dizi çok özel örnekler dışında yoktur ve birçok ana veya yan olay çocuk dolayımıyla gelişir ve/veya çözümlenir. Bu doğrultuda, en istenmeyen gebelik bile doğum (ve mutlu aile) ile sonuçlanır. Tersinden bakıldığında da, dizilerde evlat edinilen çocukların sayısı ciddi boyutlardadır.
5.  Çalışmanın ve normal gündelik yaşamın araçsallığı: Dizilerde hemen hiçbir iş ya da meslek (iktidar pekiştirici mesleki statüler dışında) ana olay örgüsüne konu oluşturmaz.[5]
Kadın ve Erkek Karakterler:  Doç. Dr. Hülya Uğur Tanrıöver, kadın ve erkek karakterlerin son 10 yılda çeşitlendiğini söylüyor ve şöyle açıklıyor:
“Geleneksel rollerle, modern açılımların harmanlanması: Çalışan kadınlar, çocuklarına düşkün, onlarla ilgilenen erkekler görülmeye başlanmıştır. Ancak klasik kadın-erkek rollerinin ters yüz edilmesinden doğan komik durumları işleme üzerine kurgulanmış ‘Evimin Erkeği’ tam tersi bir söylem yaymaktadır. On yıl önce daha sık görülen ‘sıradan’ insan tiplemelerinin yanı sıra, fiziksel özellikleri açısından egemen güzellik kalıplarına uygun kahramanlar: mavi ya da yeşil gözlü, uzun boylu, çok ince bedenli: bu kahramanlarla, liberal kanallarda yayınlanan dizilerin kahramanları arasında ciddi bir karşıtlık oluşturmaktadır: ‘beyaz’ İstanbullular / ‘kavruk’ Anadolulular.”
Dizilerde Son Dönemde Gözlenen Değişikler: 
1. Brezilya dizilerinden ödünç alınan ‘baba’ sorunsalı: asıl babanın keşfi, evlilik dışı çocukların ifşa edilmesi (ve genellikle benimsenmesi).
2. Boşanmanın sıradanlaşması: dizilerde giderek daha çok ‘boşanmış’ karaktere ya da olay örgüsü içinde boşanmaya rastlanmaktadır. Ancak genellikle bu durum yeni ve mutlu bir evliliğe açılan yol olarak da görülebilir.
3.  Her tür iktidarın cazibesi (para, statü, yerel siyaset, vb).
4. Ahlaksal/dinsel sorgulamalar: ‘Hakkını Helal Et’, tanımı gereği bu durumun en belirgin olduğu dizidir; ancak ‘Binbir Gece’, ‘Yaprak Dökümü’; ‘Kavak Yelleri’ gibi dizilerde de karşımıza çıkmaktadır.
5. ‘Profesyonel’ ev kadınlığının silinmesi: özellikle de daha genç karakterler açısından ev kadınlığı dizilerden silinmeye başlamaktadır. Ancak çalışan kadınların, hâlâ parasal zorunlulukla bağlantılandırılması ve iş alanları açısından ev kadını etkinliklerinin ‘iş’e tahvil edilmesi (dizilerde ev yemeği lokantası açan, evde yemek yapıp pazarlayan, dikiş-nakış işi yapan kadın karakterlerin sayısı müthiştir), tersten okumada ‘her kadın ev işi yapar/yapmalıdır’ın bir tür meşrulaştırılmasıdır.
6. Tarihin, siyasetin, güncel konuların işlenmesi.
Örtük Söylem Öğeleri: Açık söylemlerinin yanı sıra, işledikleri olay örgüleri, sorunların çözümlenme biçimleri, karakterler arası ilişkiler, vb. öğelerden hareketle çıkarsanan “örtük söylem” düzeyinde, dizilerin cinsiyetçi kalıplar açısından hala çok sorunlu oldukları gözlemlenmektedir. Bazı örtük söylem örnekleri şunlardır: 1. Şiddetin meşruluğu; ‘Kurtlar Vadisi’nde açık söylem düzeyindeki bu durum; tam tersi format ve hedef kitleye sahip ‘Yaprak Dökümü’nde örtük söylem düzeyindedir: ‘ahlaksal’ olarak yanlış bulduğu bir davranışından ötürü anne karakterinin kızlarından birini dakikalarca dövdüğü bölüm buna bir örnektir. (Yaprak Dökümü dizisinin “kötü” gelini Ferhunde’nin dizide yediği dayağa seyircinin derin bir ‘oh’ çektiğine dair yapılan gazete ve internet haberleri kadın örgütlerinden büyük tepki toplamıştır.)2.  Namusun kutsallığı/kadınlar açısından namusun ‘izin verilen’ yaşam tarzı anlamına gelmesi. 3.  Sisteme kayıtsız-şartsız uyum. 4.  Kadın ve erkek işlerinin ayrışıklığı.
5.  Bu son noktayla bağlantılı olarak, para-iktidar işlerinin kadınlara yakışmaması.
Medya Çalışanı Kadınların Uğradığı Hak İhlalleri: Gündelik hayatın cinsiyetçi dili medya eliyle yeniden üretilirken medyada çalışan kadınlar da çok çeşitli hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar. Yöneticilik pozisyonları çoğunlukla kadınlara kapalıdır, “Medyada Cinsiyetçiliğe Son” kitabı hazırlanırken Türkiye’nin 12 ulusal gazetesindeki genel yayın yönetmenleri arasında tek bir kadın bile bulunmamaktadır. Radyo Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) kadın üye yoktur.
Araştırmalar, iletişim fakültelerinden mezun olanların çoğunluğunu oluşturan kadınların daha çok muhabirlik kadrolarında yer aldığını, sözleşmesiz çalıştığını göstermektedir. Esnek üretim modeli eğitimli ve uzmanlaşmış kadınlara iş güvencesinden yoksun bir çalışma ortamı sunmakta ve işsizliği ikame etmektedir. Araştırmalara göre, çalışan kadınların çoğunluğu 25 yaşın altında, yüksek öğrenim kurumlarından mezun ve kentlerde yaşmaktadır. Medyada çalışan bekâr kadınların oranı bekâr erkeklerden daha yüksektir. Erkeklerden daha az kazanırlar ve mesleki kariyerlerine daha sık ara verirler. Diğer yandan, siyaset, ekonomi, diplomasi ve spor yazarlığı, program yapımcılığı gibi uzmanlık alanlarının kapıları da çoğunlukla kadınlara kapalıdır. Kadınlar daha çok kadın sayfalarında, sağlık, kültür, turizm ve eğitim konularında; haftalık ya da aylık dergilerde; yerel ve bölgesel yayın kuruluşlarında çalışmaktadırlar. Kadınların yayın kuruluşlarında en çok istihdam edildiği alanlar ise reklâm ve ilan servisleridir. Kadınların çoğunluğu ele geçirebildiği tek alan ise, televizyon ekranlarıdır. Haber programı sunanların çoğunluğu kadındır ama özellikle ulusal televizyonlarda ana haber bültenlerini sunanların hepsi erkektir. Televizyonların yönetim kadrolarının sadece yüzde 16’sı kadın, yönetim kadrolarındaki kadınların sayısı neredeyse bir elin parmaklarını geçmez. Kadınlar en fazla “yayın danışmanı” ya da “haber koordinatörü” gibi pozisyonlara yükselebilirler. Medya’da kadın ve kadına bakış açısıyla ilgili olarak birkaç rakam: - Arka sayfa ‘güzellerinin’ %100’ü kadın %0’ı erkek,- Medyada Yöneticilerin %15’i kadın %85’i erkek,- Köşe yazarlarının %12’si kadın %88’i erkek,- Televizyonların siyasi tartışma programlarına katılan konukların % 11’i kadın %89’u erkek,- Haber kaynaklarının % 18’i kadın % 82’si erkek,
- Genel yayın yönetmenlerinin %0‘ı kadın %100’ü erkektir.

Sonuçlar ve Öneriler: Günümüzde geniş kitlelere ulaşan yaygın medyada kadınların daha çok melodramatik öğe, magazin malzemesi, ya da herhangi bir haberi görselleştirmede araç, olarak temsil edildikleri görülmektedir. İçerik üretiminde kadınlar hala azınlıktadır. Ülke gündemini belirleyen konularda fikir üretme, tartışma niteliğine sahip alanlarda ise daha da düşük düzeyde temsil edilmektedirler. Öte yandan, örneğin internet haber sitelerinin künyelerinde olduğu gibi görece daha yüksek oranlarda temsil edildiklerinde bile ortaya çıkan ürünlerdeki cinsiyetçi kalıpların kırılamamış olması, genel olarak bu alanlardaki mesleki pratiklerin ve topyekûn söylemin içerdiği cinsiyetçiliğin gündelik rutin içinde kadınlar tarafından bile içselleştirildiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla “cinsiyetçi olmayan bir medya” için geliştirilecek politikalar ve eylem planlarında, mevcut durumun teşhis ve teşhiri aracılığıyla duyarlılık oluşturmanın yanı sıra, öncelikle kadınların pek az yer aldıkları yönetim kademeleri nezdinde, buna koşut olarak da medyada halen farklı alan ve kademelerde çalışmakta olan kadınlarla birlikte yürütülecek çalışmaların yapılması daha uygun görülmektedir.[6]
Son olarak, “Medyada Cinsiyetçiliğe Son” kitabını yayına hazırlayan Burçin BELGE’nin görüşlerini belirtmek anlamlı olacaktır: “Medyayı “kültür politikasının kurucu öğesi” olarak tanımlayan pek çok kadın, medyanın cinsiyetçi tutumuyla mücadele edebilmek için cinsiyetçi olmayan iletişim araçları yaratmayı tercih ettiler. Kadınları görüşlerini, düşünce ve deneyimlerini ifade etmeye çağırıp okur-yazar ayrımını kırmaya çalışırken hem özgün modeller yaratmayı hem de diğer medya araçlarını etkilemeyi hedeflediler. Bağımsız, kâr amacı gütmeyen, sadece içeriğiyle değil dili ve üslubuyla da ezber bozmaya çalışan bu yayınlar, bugün ekonomik ve yapısal pek çok sorunla boğuşuyor. En önemli sorunlar, hem haber kaynağı hem de ekonomik anlamda ana-akım medyaya bağımlılık ve “okurla buluşamamak”. Rekabet Kurumu kararları gereği, ana-akım medya dışında kalan medya temsilcileri, ürünlerinin dağıtımını yapamıyorlar. Dağıtım için ana-akım medyadan ayrı bir güç kazanmak zorunda kalıyorlar.
Medyada cinsiyetçiliğin ortadan kalkması için medyada çalışan kadınların sayısının artmasının önemli ama yetersiz olduğunu artık biliyoruz. Fakat cinsiyetçi dili ve geleneksel yayıncılık anlayışını değiştirmek için yapabileceğimiz başka pek çok şey var. Değişimi sağlayacak en önemli etkense kadınların örgütlü ve eleştirel mücadelelerini sürdürmeleri. İşte MEDİZ’in bu kitabı ve bu ilk adımı bu nedenle çok önemli.”
Son Güncelleme: Çarşamba, 23 Aralık 2009 22:26