Ziyaretçi İstatistiği

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün37
mod_vvisit_counterDün63
mod_vvisit_counterBu hafta234
mod_vvisit_counterBu ay1525
mod_vvisit_counterToplam7944

Language

Dutch English French German Italian Portuguese Russian Spanish

ALEXA

Duyurular

İletişim Araştırmaları Derneği

MEDYA VE GLOBAL AYRIMLAR PDF Yazdır e-Posta
Haberler - Kitap Tanıtımları
NTILAD tarafından yazıldı.   

Kitap Tanıtımı: MEDYA VE GLOBAL AYRIMLAR

Nurçay Türkoğlu

 

IAMCR tarafından 20-25 Temmuz 2008’de Stockholm’de yapılan “Medya ve Global Ayrımlar” başlıklı Dünya Kongresinin kitabı basıldı. Derleyen: Ulla Carlsson, Baskı: NORDICOM, University of Gothenburg, Haziran 2009.

 

Günümüzde, global ölçekteki eşitsizliklerin yaşanmasında medyanın rolü nedir?  Tarihsel ve olgusal düzeylerdeki global ayrımlar / bölünmeler ile medyanın ne gibi ilişkileri vardır? Bu ve benzeri çok önemli soruların tartışıldığı “Medya ve Global Ayrımlar” başlıklı Dünya Kongresinin kitabı basıldı. IAMCR tarafından 20-25 Temmuz 2008’de Stockholm’de yapılan kongredeki belli başlı konuşmacıların sunuşlarının yer aldığı kitap, dünyadaki eşitsizliklerin oluşum süreçlerinde olduğu kadar, görünür kılınmasında da medyanın rolünü irdelemesi açısından yararlı bir derleme.

 

Son yıllarda dünyadaki jeo-politik, ekonomik, kültürel, dinsel ve diğer koşullardaki değişimler, Batı-Doğu, Kuzey-Güney gibi eski ayrımlarla açıklanamayacak boyutlara ulaştı. Medyada da bu değişiklikler farklı biçimlerde yer almakta. Genel-geçer medyadaki temsiller, global düzeydeki değişimlerin üstünü “Batılı” terimlerle örtüp görmezden gelerek, anlaşılmasını zorlaştırmakta. IAMCR dönem başkanı iletişim bilimci Annabelle Sreberny, yaşadığımız dünyayı anlamlandırmamızda medyanın hâlâ önemini koruduğunu vurgulayarak, bizi hem birbirimize bağlayan hem de ayıran eşitsizliklerin üzerine daha çok gidilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Sreberny’ye göre, medyada dünyanın yoksul bölgeleriyle ilgili görüntülerin daha çok yer almasının önemli bir nedeni, gelişmiş bölgelerdeki insanların, otantik kültür pratiklerine tüketici bir arzuyla yaklaşmalarıdır.

 

Hintli çevrebilimci Vandana Shiva, medyadaki reklam ve halkla ilişkiler faaliyetlerinde gıdanın giderek daha çok kullanıldığını belirtirken, gıdanın gerçek üretim koşulları ve ekolojik durumu hakkında yeterli bilginin aynı oranda yer almadığından yakınmakta. Endüstriyelleşmiş tarım ve global gıda sistemleri önceleri ucuz gıdaya olanak sağlarken bu durumun artık geçerli olmadığını vurguluyor. Global şirket kârları artarken insanlar giderek daha çok açlık çekiyor. Meksika, Mısır ve Hindistan’da aç insanların isyanlarına tanık oluyoruz. Gıdanın metalaştırılmasındaki tehlikelere dikkat çeken Shiva, somut verilere dayanarak yeryüzünde gıdanın dağılımındaki acımasız eşitsizliği ortaya koyuyor. Shiva, biyolojik çeşitlilik ve küçük ölçekli çiftliklerin dünyadaki kötü beslenme ve açlık sorunlarına çözüm olabileceğini ileri sürüyor.

 

Medyadaki görüntü farklılıklarının, gerçek bir çeşitliliğe yol açıp açmadığının tartışılması gerekiyor. Lilie Chouliaraki, global medyanın niyetini sorgulayan makalesinde; yoksul, acı çeken insan görüntülerine yer verilirken, aslında Batılı teknolojik üstünlüğü vurgulayan sembolik düzenlemeler yapıldığını deşifre ediyor. Yoksul bölgelerdeki insanlar ancak büyük felaketlerin yaşandığı yerler olarak global medyada yer alıyor; bu makalede yazar, 2004 tsunami felaketini ve 2007 Burma ayaklanmalarının global medyadaki yer alış biçimlerini inceliyor. Felaketlerin havadan ve yüksek teknolojiyle kaydedilmiş görüntülerinin, uydu yoluyla televizyon ekranlarına yansıması, izleyenlerde bir kurmaca duygusu uyandırıyor.

 

Global medyadaki kültürel üretim sürecine odaklanan tartışmaların (yani ekonomi-politik eğilimin) yanı sıra, aşağıdan gelen tepkiler ve yurttaşlık perspektifine bakmayı öneren Thomas Tufte ise; Malawi (Güney Afrika), Brezilya’dan kent yoksulları ve Danimarka’daki etnik azınlıkları ele alıyor. Bu bölgelerde yaşayan insanların gündelik yaşamlarında medyaya erişim olanakları son derece kısıtlıdır. Medyada ulaşabildikleri içerik de kendilerini dışlamaktadır. Medya, yoksulların ve büyük kentte yoksunluklar yaşayanların, yurttaşlık hak ve sorumlulukları konusunda bir iyileşme sağlanmasına imkân vermemektedir.

 

Kitaptaki bu ve diğer makalelere ve Nordicom sitesinden ulaşılabilir: http://www.nordicom.gu.se/eng/