Ziyaretçi İstatistiği

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün17
mod_vvisit_counterDün36
mod_vvisit_counterBu hafta301
mod_vvisit_counterBu ay206
mod_vvisit_counterToplam9873

Language

Dutch English French German Italian Portuguese Russian Spanish

ALEXA

Duyurular

İletişim Araştırmaları Derneği

Haberler
TRT'de Neler Oluyor? Ne Olmalı? PDF Yazdır e-Posta
Özden Cankaya tarafından yazıldı.   
Cuma, 16 Mayıs 2008 23:27

TRT’de Neler Oluyor? Ne Olmalı?

Prof. Dr. Özden Cankaya

TRT, 2954 sayılı yasada yapılmak istenen değişikliklerle güncel bir tartışma konusu bugünlerde. Kurum, günümüzde eskiye oranla çok daha önemli bir konumda. Türkiye’de ticari(özel) radyo-televizyonların yayın hayatına girmesinden sonra, kamu hizmeti yayıncılığı yapması gereken TRT’nin önemi daha da artmıştır. Medya-sermaye-siyaset üçgeninin sarmalındaki özel radyo-televizyon yayıncılığının yaygınlaşmasıyla, kamu hizmeti yayıncılığının nitelikli bir biçimde yapılabilmesi daha da vazgeçilmez bir zaruret olmuştur. Kamu hizmeti yayıncılığının gerektiği biçimde yapılabilmesi için, TRT’nin tarafsız, bağımsız ve kamu yararına yayın yapması, bunun sağlanabilmesi için de ÖZERK olması gerekmektedir. Ama kurum bir türlü özerk yapıya kavuşturulamamaktadır.

 

Hazırlanan değişiklik tasarısıyla, neyin değiştirileceğine bakmadan önce, TRT’nin özerklik öyküsünü kısaca özetlemekte yarar var.

TRT’nin Özerk Olmamasının Kısa Öyküsü

Türkiye’de 1927 yayında radyo yayıncılığı ile başlayan elektronik yayıncılık, 1 Mayıs 1964’te TRT’nin ayrı bir kurum olarak örgütlenmesiyle yeni bir döneme girmişti. 359 sayılı TRT yasasıyla, Türkiye’de radyo-TV yayıncılığının özerk bir kurum tarafından yapılması sağlanmıştı. 1961 Anayasası’nın 121. Maddesi; Türkiye’de radyo-TV yayınlarının özerk bir kurum olan TRT tarafından yapılmasını öngörüyordu. TRT’nin yasa ile tanınmış özerkliğinin yönetim, yayın ve mali açıdan yaşama geçirilmesi için gerekli düzenlemeler tam olarak gerçekleşmeden 12 Mart Muhtırası verilmesi. Hemen ardından da 1488 sayılı yasayla 1961 Anayasası’nın 121. Maddesi değiştirilerek TRT’nin kısa süren özerkliği kaldırılmış ve kurum yalnızca “tarafsız” olması hükmü getirilmişti. Daha sonra da 1568 sayılı yasayla, 359 sayılı TRT yasasındaki bazı hükümler değiştirilerek, TRT’nin özerk yapısı tümüyle kaldırılmıştı. Yapılan değişiklikle, özerk bir yapıya sahip olan TRT yönetim kurulu, siyasal iktidara bağımlı hale getirilmişti. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin getirdiği 1982 Anayasası 133. Maddesinde TRT kurumunu düzenliyordu ve tarafsız olma özelliğini tekrarlıyordu. Ama özerk olamayan bir kurum ne kadar tarafsız olabilirdi ki? 1982 Anayasası’ndan sonra radyo-TV yayıncılığını düzenlemek için 2954 sayılı bir yasa çıkarılmıştı ve bu yasanın 359 sayılı yasadan farkı; yalnızca TRT kurumunun kanunu olmayıp bu alanı düzenleyen “Radyo-Televizyon Kanunu” niteliğini taşımasıydı. 359 sayılı yasada; yönetim kurulu daha demokratik bir yöntemle, bağımsız ve tarafsız çalışabilecek bir yapıda oluşturulurken, 2954 sayılı yasa merkezci bir yönetim anlayışı taşıyordu. Bilim kuruluşlarına, sanat kurumlarına, demokratik kitle örgütlerine ve meslek örgütlerine kendilerini temsil hakkı tanınmamıştı. Çok kısa bir özerklik dönemi dışında, TRT kurumunun demokratikleşme konusunda geriye gittiği söylenebilir. Bu nedenle de, özerklik konusu her geçen gün biraz daha önem kazanmaktadır.

Ticari(özel) Radyo-TV Yayıncılığından Sonra

TRT, ticari(özel) televizyon ve radyo yayınları başladığından bu yana bir yol ayrımındadır. Kurum, toplumun yarar ve çıkarlarını önde tutan, rating kaygısıyla yayıncılık yapmayan bir kamu hizmeti yayıncılığı mı yapacaktır, yoksa kapitalist ekonominin kâr için her yolu deneyen özel yayın kurumlarının kuralları içinde onlarla mı yarışacaktır? Olması gereken, TRT’nin kamu hizmeti yayıncılığı yapmasıdır ama 1990’lı yıllardan bu yana TRT’ye biçilen rol bu olmamıştır. Turgut Özal, 5 Ocak 1991’de Or-An’da TRT Sitesinin açılışını yaptığı konuşmasında; “… ilerde TRT büyük çapta özelleşmelidir. Yani özelleşmeden kastım şu; muhakkak bir özel şirket gelsin burayı işletsin manasında söylemiyorum. TRT kendi geliri ve kendi gideri ile halka açılsın.” Bu sözler, TRT’ye herhangi bir KİT (kamu iktisadi teşebbüsü) olarak yaklaşıldığını gösteriyordu.

TRT’nin temel işlevi, topluma, haber, eğitim, kültür ve nitelikli eğlence yayını sunmaktır. Bir eğitim-kültür kurumu olma özelliği arak plana atılıp, kurumun gelirlerini arttırma çabası, TRT’yi daha çok reklam alma ve daha çok reklam almak için daha çok izleneceği varsayılan bir yayın politikası izlemeye yönlendirmişti. Oysa, TRT izleyicisini “tüketici” olarak gören, ticari yayıncılıktan farklı olmalı, “yurttaş” olarak görebilmelidir. Kamu hizmeti yayıncılığı, izleyicinin “yurttaş olarak görülme özelliğini ön plana çıkaran yayıncılık anlayışıdır. Bugünkü düzenlemelerle bunun gerçekleştirilmesi olanaksızdır.

8 Temmuz 1993’te, 1982 Anayasası’nın 133. maddesi değiştirilerek, radyo-TV yayınlarında devlet tekeli kaldırıldı. 133. madde; “… devletçe kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo-televizyon kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayın tarafsızlığı esastır” diyerek TRT’nin özerkliğini anayasa içinde vurgulamıştır. Aradan 15 yıl geçmesine karşın, 2954 sayılı yasada gereken değişiklikler yapılarak, TRT’nin özerkliği hayata geçirilmemiştir. Çünkü; her siyasal iktidar yaygın, köklü ve etkili bir yayın kurumu olan TRT’nin kendi denetiminde ve güdümünde olmasını sağlayacak hukuki yapının sürdürülmesini çıkarlarına uygun görmüştür.

Habercileri, programcıları ve sanatçılarıyla radyo ve televizyon yayıncılığının okulu durumundaki kurum, gerçek tarafsızlığını sağlayacak, özerk bir yapıya kavuşturulamamıştır. Yapılacak yasal değişikliklerde, ilk yapılması gereken TRT’nin özerkliğine kavuşturulmasıdır. Oysa, son günlerin gelişmelerinden biri olan “Türkiye Radyo-Televizyon Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na baktığımızda, özerklik kavramına değinilmediğini görüyoruz. Sanki böyle bir kanun hiç yokmuş gibi.

Tasarı Ne Getiriyor, Ne Götürüyor?

Yapılan değişikliklerin kurumu çalışanlar açısından “küçültmeye” yönelik olduğu anlaşılıyor. Değişiklik tasarısı 5 maddeden oluşuyor. Tasarının 1. maddesi 2954 sayılı yasadaki 16. maddeyi şöyle değiştirmiş:

“Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu teşkilatı; genel müdür, dört genel müdür yardımcısı, hukuk müşavirliği, teftiş kurulu başkanlığı, yayın denetleme kurulu başkanlığı ve genel sekreterlik ile televizyon, radyo, haber, dış yayınlar, strateji geliştirme, bilgi teknolojileri, stüdyolar ve program iletim sistemleri, teknik hizmetler, verici işletmeleri ve muhasebe ve finansman, satın alma, insan kaynakları, sosyal hizmetler daire başkanlıklarından oluşur. Dairelerin genel müdür yardımcılarına olan bağlantıları genel müdür tarafından belirlenir.

Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nun yurtdışı ve taşra birimleri ile her seviyedeki teşkilatlanma değişikliği, genel müdürün teklifi ve yönetim kurulunun kararı ile yapılır.”

16. maddede yapılan değişiklik, birçok dairenin kaldırılmasını içermektedir. Ayrıca, her düzeydeki teşkilat değişikliği genel müdür teklifi, yönetim kurulunun onayı ve RTÜK’ün kabulüyle yapılırken, tasarı, genel müdürü ve yönetim kurulunu yetkili kılmayı yeterli görmüştür. Kurum, örgüt olarak küçültülürken, merkezi yapı güçlendirilmektedir.

Tasarının 2. maddesi, 2954 sayılı kanunun (c) bendini yürürlükten kaldırarak “Koordinasyon Kurulu”nun varlığını sona erdirmektedir. Tasarının bu maddesi; 13. maddenin 6. fıkrasını (genel müdür yardımcılarından birinin elektronik yüksek mühendisi olma koşulunu ve 14. maddeyi yürürlükten kaldırarak koordinasyon kuruluna son vermektedir.

Tasarıya eklenen geçici maddeyle; TRT kurumunda çalışan birçok kişinin başka kurumlara nakledilebilmesi düzenlenmektedir. Geçici madde; “…yeni teşkilat düzenlemeleri nedeniyle kaldırılan, birleştirilen veya birimlere ait daire başkanı, baş uzman, başkan yardımcısı, bölge müdürü, bölge müdür yardımcısı, şef, uzman, sanatçı, raportör ve kontrolör ünvanlı kadrolarda bulunanların görevleri, bu kanunun yayın tarihinde sona ermektedir. “Bu personelin, en geç iki ay içinde derece ve kademelerine uygun kurum kadrolarına atanabileceği belirtilmektedir. Görevi sona erenlerden yeni bir kadroya atanamayanlar, hizmetlerine ihtiyaç kalmadığına karar verilirse, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilebilecekler.

Kurum kadrolarına atanamayan sanatçı ünvanlı kadrolarda bulunan personel ise, 7.5.1987 tarih ve 87/11782 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayanarak sözleşmeli olarak çalıştırılmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirilecek.

TRT geçmiş dönemlerinde, özellikle derleme çalışmalarıyla Türk Halk Müziği mirasını koruma ve yaşatma işlevini üstlenmiştir. Nitelikli müzik grupları ve orkestralar Türkiye’de sanatın gelişmesine yadsınmayacak katkılarda bulunmuşlardır. Kamusal yarar ve çıkarlar düşünüldüğünde, bir kültür ve sanat kurumunun yalnızca kâr ve zarar hesaplarıyla değerlendirilmesi kabul edilemez. Önemli olan; TRT’nin topluma kültür ve sanat alanındaki katkılarıdır. 70 yılı aşkın, köklü bir geleneği olan bir kurum herhangi bir işletme gibi düşünülemez. Kamu hizmeti yayıncılığında en önemli kâr, topluma eğitim, kültür ve sanat açısından nitelikli hizmet verilmesidir.

Kurum için en yaşamsal gereklilik olan özerklik kavramını hayata geçirmek varken, yalnızca çalışanların sayısını azaltıp, genel müdürün yetkilerini genişleterek, merkezci yönetim biçimi oluşturmak kurumun eleştirilen zaaflarını gidermez. Örgüt işleyişini, kâr-zarar hesaplarıyla, bir muhasebeci mantığıyla değiştirmek, TRT kurumunun işleviyle bağdaşmamaktadır. Kurumun gerektiği gibi kamu hizmeti yayıncılığı yapabilmesi için, acilen özerkliğinin sağlanması gerekmektedir. Asıl yapılacak değişiklik bu olmalıdır.

 
DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ KUTLAMASININ ARDINDAN PDF Yazdır e-Posta
NTILAD tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 05 Mayıs 2008 23:29

Dünya Basın Özgürlüğü Günü, TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası), TGC (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti) ve İLAD (İletişim Araştırmaları Derneği) tarafından 4 Mayıs 2008 Pazar akşamı, Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen bir etkinlikle buruk bir biçimde kutlandı. TGC adına Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun, TYS adına Tevfik Baş’ın ve İLAD adına Nurçay Türkoğlu’nun birer konuşma yaptığı geceye, Frankfurt Kitap Fuarında davetli olarak bulunan Hıfzı Topuz, yönetmen Engin Ayça tarafından önceden kaydedilen bir görüntülü konuşma ile katıldı. Karabey Aydoğan’ın türkü dinletisinin yanı sıra, Troya Folklor Araştırmaları Derneği’nin gösterileri, Gülsen Tuncer’in şiirlerle bezenmiş sunuşu geceye renk kattı. DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ KUTLAMASININ ARDINDAN Dünya Basın Özgürlüğü Günü, TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası), TGC (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti) ve İLAD (İletişim Araştırmaları Derneği) tarafından 4 Mayıs 2008 Pazar akşamı, Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen bir etkinlikle buruk bir biçimde kutlandı. TGC adına Başkan Yardımcısı Turgay Olcayto’nun, TYS adına Tevfik Baş’ın ve İLAD adına Nurçay Türkoğlu’nun birer konuşma yaptığı geceye, Frankfurt Kitap Fuarında davetli olarak bulunan Hıfzı Topuz, yönetmen Engin Ayça tarafından önceden kaydedilen bir görüntülü konuşma ile katıldı. Karabey Aydoğan’ın türkü dinletisinin yanı sıra, Troya Folklor Araştırmaları Derneği’nin gösterileri, Gülsen Tuncer’in şiirlerle bezenmiş sunuşu geceye renk kattı.Kutlamadaki burukluğunun en önemli nedeni, geçtiğimiz 1 Mayıs İşçi Bayramı gösterilerinde haber verme görevlerini yerine getirmeye çalışan gazetecilerin uğradığı “orantısız” şiddetti. Bu güncel şiddet, basın emekçilerinin bugün içinde bulundukları mücadeleyi gözler önüne seriyordu. Bir diğer burukluk ise, toplantının Pazar akşamı (Türk toplumunun futbol maçlarına kilitlendiği bir saatte) yapılmasından kaynaklanan salonun tenhalığı idi (yaklaşık 25 kişinin katıldığı toplantı salonu, aslında 250 kişi alabilecek kapasitedeydi ve katılım ücretsizdi!). Bu tenha ortam, Hıfzı Topuz’un konuşmasında söz ettiği piyasa ortamından kaynaklanan iletişim özgürlüğü sorunlarına bir örnek gibiydi adeta.Hıfzı Topuz konuşmasında, Türk Basın Tarihi ve Özgürlüğe Kurşun kitaplarında da ele aldığı, gazetecilik mesleğini onurlu bir biçimde uygulamaya çalışırken öldürülen, kovuşturmalara, soruşturmalara maruz kalan gazetecilerle ilgili ayrıntılı ve çarpıcı bilgiler verdi. Bugün, gazetecilerin basın özgürlüğü yanı sıra iletişim özgürlüğü sorunları yaşadıklarını söyleyen Topuz, global piyasa baskısı altında işlerini yapmaya çalışan gazetecilerin çektikleri sıkıntıları dile getirdi.Gecede, Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk’a (hastanede olduğu için Miyase İlknur aldı), Adıyaman Gerger Fırat Gazetesi genel yayın yönetmeni Hacı Boğatekin’e (halen tutuklu olduğu için yeğeni aldı) ve  Sivas'93 Tiyatro Oyunu Nedeniyle Genco Erkal’a "Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğüne Emek Verenler Plaketleri" verildi. Dünya Basın Özgürlüğü Günü3 Mayıs 1991'de Namibia'nın Windhoek kentinde UNESCO tarafından düzenlenen 'Bağımsız ve Çoğulcu Afrika Basınının Geliştirilmesi' başlıklı konferansta bir bildiri yayımlandı. Sonradan UNESCO bu bildirinin yayımlandığı günü Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan etti. Önceleri daha çok “yazılı basın”a odaklanan Afrika’daki basın özgürlüğü konferansları, aktivistler tarafından çeşitli konuların tartışıldığı bir ortam oldu ve Afrika halklarının daha çok radyo ile iletişim kurdukları gerçeği ile radyo yayıncılığı en çok ele alınan konu haline geldi.Windhoek deklarasyonu, bir ülkede demokrasinin yerleşmesi ve ekonomik gelişmenin sağlanması için basının bağımsız, çoğulcu ve özgür olması gereğini vurguluyor. Basının bağımsızlığı, üretimi ve dağıtımı için gerekli malzemelerin ve altyapının siyasal ve ekonomik denetimden bağımsız olmasıyla sağlanacaktır. Basının çoğulculuğu ise toplumdaki görüş ve düşüncelerin olabildiğince geniş bir yelpazede yansıtılabilmesi için her çeşit tekelciliğin sona ermesiyle gerçekleşecektir. UNESCO Dünya Basın Özgürlüğü Guillermo Cano Ödülü ilk kez 1997’de oluşturuldu; “dünyanın neresinde olursa olsun, tehlikelerle karşı karşıya gelme pahasına basın özgürlüğünün korunmasına ve geliştirilmesine önemli katkılarda bulunan kişi ve kuruluşlara verilen” bu ödüle ismini veren Kolombiyalı gazeteci Guillermo Cano Isaza, yazılarında uyuşturucu mafyasına karşı mücadele ediyordu ve Bogota’daki El Espectador gazete binasının önünde 17 Aralık 1986’da öldürülmüştü.

 
24 Nisan 2008 saat 20.00'de Kanaltürk'te Kürşat Başar'la Hıfzı Topuz PDF Yazdır e-Posta
NTILAD tarafından yazıldı.   
Cuma, 02 Mayıs 2008 23:53

Perşembe akşamları saat 20.00 de Kanaltürk TVde yayınlanan Kürşat Başar'la sohbet programında bu hafta Hifzi Topuz var. Hifzi Topuz Dünya Basın Özgürlüğü günü hakkında bir konuşma yaptı. Hıfzı Hocanın imzasını attığı bu sıcak yemek ortamında Kürşat Başar da samimi ve renkli ortamı oluşturan evsahibi olarak takdirimizi aldı!

 
DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ PDF Yazdır e-Posta
NTILAD tarafından yazıldı.   
Cuma, 02 Mayıs 2008 23:25

DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ KUTLAMA PROGRAMI

Dünya Basın Özgürlüğü Günü” kutlama etkinliği

Yer: Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş Yerleşkesi, Fazıl Say Salonu

Tarih: 4 Mayıs 2008, Pazar

Saat: 19.00-21.00

Etkinliği Gerçekleştirecek Kurumlar:

TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası)

TGC (Türkiye Gazeteciler Cemiyeti)

İLAD (İletişim Araştırmaları Derneği)

 

Konuşmacılar:

Orhan Erinç

Prof.Dr. Nurçay Türkoğlu

Tevfik Taş

Ödül /Plaket “Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğüne Emek Verenler Plaketi ”

İlhan Selçuk

Hacı Boğatekin

“Düşünce Özgürlüğüne Emek Verenler Plaketi”

Genco Erkal (Sivas’93 Oyunu Nedeniyle)

Belgesel

Özgürlüğe Kurşun (Haz:Engin Ayça,İlhan Gülek,Eren Kütük)

Dinleti

Karabey Aydoğan

Dans Gösterisi

Özgür Kuşlar Gibi (Troya Folklor Araştırmaları Derneği)

Sunucu:

Gülsen Tuncer

Etkinliğin Destekçisi:

Bahçeşehir Üniversitesi - Bahçeşehir Koleji

 
TRT sansürü PDF Yazdır e-Posta
Administrator tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 07 Nisan 2008 21:58

TRT'den TRT'cilere sansür!

Böylesi sadece Türkiye'de olur. TRT, çalışanlarının eylemini yayımlamadı.

GERÇEK GÜNDEM - HABER MERKEZİ / TRT'yi tamamen tasfiye edecek olan yasa tasarısına karşı çıkan Haber Sen Üyesi TRT çalışanları, kendi kanallarında "haber" olamadı. Çalışanlar bunun üzerine, bir eylem kararı daha aldı.

AKP hükümetinin "TRT'yi tasfiye planı" olarak adlandırılan yasa tasarı salı günü TBMM Plan ve Bütçe Alt Komisyonu'na gelecek. Tasarının TRT'yi yokedeceğini savunun Haber sen üyeleri ise bu girişime yönelik tepkilerini sürdürüyor.

Çalışanlar bu amaçla, örgütlü oldukları Haber Sen aracılığıyla seslerini duyurmaya çalışıyor. TRT çalışanları, yaptıkları eylemlerin tüm gazete, TV, internet sitesi ve radyolarda yer almasına rağmen, kendi kurumlarında "haber bülteni"ne girmemesine tepki gösteriyor.

TRT Haber Merkezi'nin 'tarafsız' davranmadığını ve eylemlerine 'sansür' koyduğunu iddia eden Haber Sen üyeleri, bu kez de çalıştıkları kurumu protesto etmeye hazırlanıyor.

TRT'yi 'sansürcü' olmakla suçlayan TRT çalışanları, 9 Nisan günü İstanbul radyosu önünde buluşacak. TRT'nin bu eylemi verip vermeyeceği ise merakla izlenecek.

Son Güncelleme: Çarşamba, 23 Aralık 2009 22:20
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 4