Ziyaretçi İstatistiği

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün9
mod_vvisit_counterDün114
mod_vvisit_counterBu hafta870
mod_vvisit_counterBu ay2255
mod_vvisit_counterToplam62589

Language

Dutch English French German Italian Portuguese Russian Spanish

ALEXA

Duyurular

Lisanüstü Çalışmalar bölümü açılmıştır...


 

Zeynep Atikkan, Aslı Tunç: Blogdan Al Haberi, Yapı Kredi Yayınları, Cogito, Şubat 2011 PDF Yazdır e-Posta
Haberler - İletişimle İlgili Yeni Yayınlar
Hıfzı Topuz tarafından yazıldı.   

blogdan-al-haberi

Zeynep Atikkan, Aslı Tunç: Blogdan Al Haberi, Yapı Kredi Yayınları, Cogito, Şubat 2011.

Gazetecilik mi, blog yazarlığı mı?

Hıfzı Topuz

Haber blogları 1993'ten beri bütün dünyada yaygınlaşıyor. Blog oluşturmak için gazeteci olmak hiç gerekli değil. Kafasında mesaj birikimi olan insanlar diledikleri dalda blog kurabiliyorlar. İnternet kullananlar keyiflerine ve eğilimlerine uygun olan blogları izliyor ve onlarla ilişkiye geçiyorlar.

Deneyimli gazeteci ve araştırmacı Zeynep Atikkan, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğretim üyesi Doçent Aslı Tunç ile birlikte Blogdan Al Haberi başlıklı bir kitap yayınladılar. Kitabı elimden bırakamıyorum.

Zeynep Atikkan Fransa'da iletişim eğitimi gördükten sonra gazeteciliğe 1977'de ekonomi muhabiri olarak başlamıştı. Akşam, Günaydın, Güneş ve Hürriyet'te çalıştı, köşe yazarlığı yaptı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulunda görev aldı. 2006 yılında da Amerikan Cinneti başlıklı bir kitap yazdı. Kitap Amerika'nın dış politikasında 11 Eylül'den sonraki değişiklikleri, dünya egemenliğine gidişini ve yeni emperyalizmi başarılı bir dille anlatıyordu.

Aslı Tunç da Philadelphiada Temple Üniversitesi'nde kitle iletişimi üzerine doktora yaptıktan sonra İstanbul'a döndü, İngilizce ve Türkçe akademik makaleler yayınladı.

Zeynep Atikkan kitabın önsözünde bu araştırma işine nasıl giriştiğini şöyle anlatıyor:

"Önceleri blog dünyasını anlatmanın gazetecilik olduğunu düşündüğüm için birçok ülkede blogcuların kapısını çaldım. Görüştüğüm her blogcu ısrarla gazeteci olmadığını anlattı. On binlerce insanla iletişim kuran bu gençler iletişim diliyle konuşuyorlardı. Onlar için önemli olan paylaşım ve karşılıklı konuşmaydı. Tutkuyla yazmak, bir kampanyayı sahiplenmek, tepki ve eleştirilerle beslenmek heyecan vericiydi. Bloglar yüz binler tarafından tıklandıkları için iftiharla karışık bir sevinci yaşıyorlardı. Şu sonuca vardım: Önümüzdeki yıllarda internete bağlı nüfus çoğaldıkça sosyal, ekonomik ve politik kurumlar ve dengeler büyük çapta değişime uğrayacaktır."

Zeynep ünlü medya patronu Rupert Murdoch'ın şu görüşünü de önsöze almış: "Gazeteler yayın hayatına başladıkları günden beri okurun istediği haberleri verdikleri için geliştiler. Bugün ise müşterinin istemediği yemekleri yapan bir restoran gibi çöküyoruz."

Zeynep gözlemlerini şöyle sürdürüyor: "Bloglar bugün her müşterinin talebine yanıt verecek kadar çeşitlidir. Ama bunun adı gazetecilik mi? Elbette hayır. Ancak rüştünü kanıtlamış olan bloglar artık geleceğin medyasını şekillendirecek birikime sahiptir."

Peki, bu blogları kimler kuruyor? Kitapta blogların çok geniş bir yelpazeden oluştuğu anlatılıyor. Aralarında her sosyal sınıftan ve meslekten insana rastlıyorsunuz. İçlerinde tipik evkadınları ve öğretmenler de var. Bazıları kendi içlerini dökmek için yazdıklarını söylüyorlar, birçoğu da kitleye ulaşmak için blog açtıklarını belirtiyorlar. İçlerinden biri şöyle diyor: "Gazetelere mektup ya da e-mail yollayınca basılıp basılmayacağını bilmiyorum. Görüşlerimi kör kuyuya atmaktansa kendi blogumu açarım, düşüncelerimi başkalarıyla paylaşırım."

Kitabın yazarları Türkiye'de blogların siyasal düşünceleri yeni oluşan pek çok coşkulu gencin sığınağı olduğunu belirtiyorlar. Üsluplarının da genellikle keskin ve kısa olduğunu vurguluyorlar. Blogcular sansasyonel ve abartılı başlıklarla okurun dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Blogcuların öncüleri gazeteciliğin dışından gelenlerden oluşuyor. Gazeteci gibi çalışmıyorlar. İftira kampanyalarına, kin ve nefret dolu yazılara da sık sık yer veriyorlar.

Son bölümde kısaca şöyle deniyor: "Kim ne derse desin dünkü medya düzeni çöküyor. Teknoloji yıldırım gibi bir baskıyla eski yapıları alt üst ediyor. Dijital teknoloji merkeziyetçi ve kurumsal yapıyı değiştiriyor. Okurun habere kimi zaman üretici olarak katılması internet kültürünün bir sonucu. Bloglar internet devriminin çocukları oldular. Habercilik bir avuç medya elitinin elinden kayıyor. Bu olay eski medyanın yok olması değil elbette. Ancak medyada güç ve iktidar yeni aktörler tarafından paylaşılıyor. Gazetecilik artık gazetecilerle blogcuların cirit attığı bir platformda yapılacak. Büyük medyanın yeterince önemsemediği olaylar Facebook'un tartışma platformlarına taşınıyor. İnternet olmasaydı WikiLeaks'ten sızan 250 bin kripto dünya kamuoyuna taşınamazdı. Zaman içinde her ülke dijital ortamı kullanarak kendi WikiLeaks'ini yaratacak. Söz artık dijital ortamla yoğrulan gençlerde. İnternet çağının değişen ortamı yeni insanlarla ve yeni soluklarla şekillenecek. Hele Türkiye gibi genç nüfusu olan bir ülkede."

 

Ama birde şu var, Türkiye'de bloglar mahkeme kararıyla engelleniyor, yasaklanıyor. Gençler onlara ulaşamıyorlar. Bu da iletişim alanında yeni bir baskı, yeni bir sansür örneği. İktidar bloglara karşı çok duyarlı. Klasik medya üzerindeki baskı bloglar üzerinde de var.

Zeynep Atikkan ile Aslı Tunç'un kitabı çok güncel ve öğretici. İletişim fakültelerindeki öğretim üyelerine ve gençlere bu kitabı okumalarını öneririm.